Weblog

Thursday, 03 May 2012

  • İşçi haklarını verecek olan Milli Ekonomi Modeli’dir

    Her sene 1 Mayıs’ta gündeme gelen işçi hakları meselesi, sermaye sahipleri ile emek sahipleri arasındaki mücadeleden kaynaklanmaktadır Her sene 1 Mayıs'ta gündeme gelen işçi hakları meselesi, sermaye sahipleri ile emek sahipleri arasındaki mücadeleden kaynaklanmaktadır.
    Kapitalizm gelirin ve kaynakların belli bir kesimin elinde toplanmasına hizmet eder. Netice sosyal sınıflar arasında ciddi uçurumların oluşmasıdır.
    Gelir dağılımındaki adaletsizlik ücretlere de yansımıştır. Düşük ücret ve fazla çalışma saatleri halen çözülememiş meselelerdir.
    Sosyalizm, işçilerin durumunu iyileştirmek için işçi haklarını ve sendikacılık faaliyetlerini getirse de gerçek manada hakları sunamamıştır.
    Komünizmin işçiyi ele alışı da farklı olmamıştır. Marks ve Engels'in ortaya attığı komünist sistemde, kapitalizmin sömürü mantığının önüne geçmenin yolu olarak özel mülkiyetin kaldırılması önerilmiştir.
    Bu sayede sınıf farklılığının olmayacağına inanılmıştır ancak netice beklenildiği gibi gerçekleşmemiştir.
    Marksist anlayış Sovyetler Birliği'nde hâkim olduğu dönemlerde komünal toplum yapısına ulaşılamadığı gibi, tersine bir işçi sınıfı diktatörlüğü doğmuş, bu sefer de idareci sınıf halkı sömürmüştür.
    Anlattığımız her sistem güçlünün zayıfı ezmesi ile sonuçlanmıştır.
    Bugün komünist sistem, "biz"de çözüm aramaktadır.
    İşçi Bayramı'nın içinden çıktığı sosyalizm, işçiye ne verebilmiştir?
    Ülkemizin şartlarını değerlendirirsek, mevcut düzen işçiye zaten bir şey vaat etmiş de değildir.
    Ancak ısrarla aynı düzeni iktidar edenler bugün sokaklarda bayram adı altında hak aramaya çalışmaktadır.
    Geçtiğimiz yıllarda, kapanan iş yerleri ve işten çıkarmalara karşı tepki olarak kış günü havuzlara giren işçi kardeşlerimizi unutmadık.
    Bu acı tabloya kendi tercihleri ile geldiklerini belirtmek istiyoruz.
    Hak arama, hakkı verecek düzenlemesi mevcut bir sistemde söz konusu olabilir.
    Uygulanagelmiş sistemler de krizdedir ve çıkış aramaktadır.
    Eylül veya Ekim ayında Rusya Parlamentosu'nda yapacağımız konuşmamızda Milli Ekonomi Modeli'nin işçiye olan yaklaşımı da ele alınacaktır.
    İşçi haklarında en önemli konu, piyasalarda emek arzı ile emek talebi arasında yaşanan dengesizliktir.
    Eğer emek talep edenlerin şartları iyi ise, ne kadar sendikalaşma süreci yaşanırsa yaşansın, işçiler için gerçek manada hak elde etmek söz konusu olamaz.
    Biz, Milli Ekonomi Modeli'nde yer alan sosyal devlet projeleri ile piyasada eksik kalan tüketimi dengelemekteyiz.
    Bu sayede üretim hızına eşit bir tüketim hızı oluşturulacaktır.
    Tam istihdam ve sürekli büyüme ancak böyle bir dengede sağlanabilir.
    Ancak tam istihdamın olduğu bir ortamda, isteyen istediği ücretler ile çalışma hakkını elde edebilir.
    Sosyal devletin gereği olarak desteklenen işçi, hem kendi işinde çalışacak hem de işinden aldığı ücret haricinde sosyal devletten sağlayacağı maddi destekle kalkınacaktır.
    Milli Devlet - Sosyal Devlet anlayışımıza göre işçi kesimi bir yandan ekonomik olarak piyasalarda üretimi sağlayan emek gücüdür; diğer yandan da piyasaların dengesini teminde etkili bir tüketicidir.
    Bize göre, piyasaların dengesi için işçi sınıfının tüketim kabiliyetinin arttırılması devlet eliyle yapılması gereken bir yükümlülüktür.
    Milli Ekonomi Modeli'nde işçi olmak hayat boyu devam edecek bir kader de değildir.
    İsteyen ve projesi olan herkese teminatsız ve sıfır faizli kredi imkânı ve bireylerin eğitim hayatları boyunca masraflarının milli devlet tarafından karşılanması projelerimiz ile her birey eğer kabiliyeti ve projesi varsa işveren olabilecektir.
    Kısaca Milli Ekonomi Modeli ile işçilerimiz için yapmak istediklerimiz, bireysel olarak hayat standartlarını yükselterek insanca yaşamalarını sağlamaktır.
    Bu sayede işçilerimiz zaten hak ettikleri ama kendilerine verilmeyeni almak için sokaklara dökülmeyeceklerdir.
    Mesaj Haber
  • Çin ve Rusya Arap Baharı’na taş koydu

    ABD’nin öncülüğünde yürüyen Ortadoğu’daki olaylarda paralel politika belirleyen Asya’nın iki dev ülkesi Çin ve Rusya, işbirliklerini daha da ilerletme kararı aldı. İki ülke askeri ve daha birçok konuda ortak politikalar yürütüyor . Geçtiğimiz günlerde Sarı Deniz'de ortak "Denizde işbirliği-2012" adlı askeri deniz tatbikatı düzenleyen Rusya ve Çin işbirliğini derinleştiriyor. Son olarak Çin Başbakan Yardımcısı Li Keqiang'ın Rusya'ya yaptığı ziyarette, iki ülke arasında 27 ticaret anlaşması imzalandı. Resmi bir ziyaret için Moskova'da bulunan Li Keqiang, Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev ve Başbakan Vladimir Putin başta olmak üzere Rus liderlerle bir araya geldi. İki ülkenin de ticari ve ekonomik işbirliğini ilerletmek için çabaladığını belirten Li Keqiang, doğrudan yatırımlar, finans, enerji, mekanik ve elektronik ürünler gibi farklı alanlardaki ortaklığın genişletileceğini ifade etti. Çin ve en büyük ticaret ortağı olan Rusya arasındaki ticaret hacmi, 2011 yılında yaklaşık 80 milyar dolara ulaştı. Diğer yandan, Çin ve Rusya donanmalarının düzenlediği 6 gün süren ortak deniz tatbikatı dün sona erdi. Uluslararası politikanın sıcak gündemi olan Suriye konusunda sergiledikleri ortak tutumla Batılı ülkelerin tepkisini çeken Çin ve Rusya, son dönemlerde ikili işbirliğini geliştirecek önemli adımlar attı.

    Sarı Deniz'de ABD'ye gözdağı
    İki ülke liderleri arasındaki karşılıklı üst düzey ziyaretlerin yanı sıra yapılan ticari ve askeri işbirliği hamleleri iki dev ülkeyi giderek birbirine yakınlaştırıyor. 22-27 Nisan tarihlerinde 6 gün süren Çin ve Rus donanma birliklerinin Sarı Deniz'de ortak düzenlediği "Denizde işbirliği-2012" adlı askeri deniz tatbikatı uzmanlarca "ABD'nin Pasifik'teki stratejik etkinliğine yönelik ciddi bir tehdit" olarak yorumlanmıştı.
    Çin söz konusu tatbikatta tamamı Çin yapımı olan gemi ve denizaltıları ayrıntılı bir şekilde dünyaya tanıttı. Yedisi Rusya'dan gelen 25 geminin katıldığı tatbikatta 4 bin Çinli donanma görevlisinin yer almıştı. Tatbikatta Çin ve Rusya ortak hava sahasını savunma, denizaltı savunma ve denizde ortak arama kurtarma gibi manevralar denenmişti. "Denizde işbirliği-2012", Çin ve Rus donanma kuvvetlerinin son 10 yılda Sarı Deniz'de düzenlediği yedinci ortak tatbikat olarak dikkatleri çekti.

    Arap Baharı'na taş koydular
    Rusya ve Çin Arap Baharı'nın etkilediği Libya sürecinde seyirci kalmayı tercih etmişlerdi. Kaddafi'nin ölümünden sonra Libya'daki gelişmeleri yakından izleyen bu iki ülke Suriye konusunda işin başından renklerini belli ettiler. Suriye konusunda Birleşmiş Milletler'de karar aldırmak için çok büyük bir uğraş veren ülkeler Rusya ve Çin'in vetosunu aşamadılar. Uzmanlar Rusya ve Çin veto haklarını kullanmamış olsalardı Suriye'nin çoktan Libya haline gelmiş olacağını belirttiler. Mesaj Haber
  • İSYANCILARA KİŞİ BAŞINA 20 BİN DOLAR VERDİLER



    Kişi başı 20 bin dolar para verildiğini ifade ettiler. Kendilerine büyük miktarlarda para ve silah verildiğini söyleyen Suriyeli sığınmacılar...Arap Baharı Suriye’yi karıştırmadan önce hallerinden memnun olduklarını söyleyen Suriyeli bazı mülteciler, “bizi oyuna getirdiler” diye konuştu

    Kapılarını sonuna kadar açan Türkiye, Suriyeli mültecilerin sayısının hızla artmasıyla telaşa kapıldı. Son olarak Suriyeli mülteciler sorununun ‘uluslararası bir sorun’ haline geldiğini açıklayan Türk Dışişleri bu konuda BM’den yardım istemeye hazırlanıyor. Türkiye’ye sığınan Suriyeli mülteci sayısı 25 bine yaklaştı. Bugüne kadar Türkiye’ye yaklaşık 39 bin Suriye vatandaşı giriş yaptı. Bunlardan 14 bini kendi istekleriyle ülkelerine geri dönerken diğerleri Hatay, Gaziantep, Kilis ve Şanlıurfa’da barındırılıyor. Türkiye’nin şu ana kadar Suriyeli mülteciler için yaptığı harcama 200 milyon TL’ye yaklaştı. Son günlerde hergün bin kadar Suriyeli Türkiye’ye giriş yapıyor. Böyle giderse 6 ay sonra ülkelerini terkeden Suriyeli mülteci sayısının 100 bine ulaşabileceği tahmin ediliyor. Yeni Mesaj Gazetesi Suriyeli mültecilerle ilgili çarpıcı bir araştırma yaptı.

    Para verip isyan ettirdiler
    Suriye’den kaçıp Türkiye’ye gelen ve isimlerinin açıklanmasını istemeyen bazı mülteciler Yeni Mesaj gazetesine Beşar Esad’a karşı savaşmaları için kendilerine kişi başı 20 bin dolar para verildiğini ifade ettiler. Kendilerine büyük miktarlarda para ve silah verildiğini söyleyen Suriyeli sığınmacılar, bu yönlendirmeyle Suriye’de Esad yönetimine başkaldırdıklarını, çatışmalar şiddetlenince verilen sözler tutulmadığı için tek başlarına kaldıklarını söylediler. Aldıkları paranın son kuruşuna kadar mermiye harcadıklarını itiraf eden mülteciler, mermi alacak paraları kalmayınca çaresiz Türkiye’ye kaçtıklarını söylediler.

    ‘Büyük yanlış yaptık’
    Kilis ilinde bulunan bazı Suriyeli sığınmacılar şimdi Beşar Esad’a karşı ayaklandıkları için pişmanlıklarını dile getirdiler. “İsyan ettiğimiz için bin pişman olduk” diyen bir Suriyeli mülteci, bu açıklamayı muhabirimize yaptığı gün karısının “Bey, biz ne büyük yanlış yaptık. Huzur içerisinde yaşadığımız ülkemizi ne hale getirdik” diye yakındığını söyledi. Arap Baharı Suriye’yi karıştırmadan önce hallerinden memnun olduklarını söyleyen bir başka Suriyeli, “dost sandığımız ülkeler bizi oyuna getirdiler” dedi.

    Provokatörler boş durmuyor
    Türkiye’de Hatay, Gaziantep, Kilis ve Şanlıurfa’da bulunan kamplarda yaşayan Suriyeli mülteciler arasında bazı provokatörlerin var olduğu iddiaları da konuşuluyor. Geçen hafta Cuma Namazı kılındıktan hemen sonra mültecilerin gösteri yaptığını söyleyen bir görgü tanığı, bazı kişilerin Suriyelileri galeyana getirip, Beşar Esad aleyhine slogan attırıp sonra da bir kenara geçip göstericilerin fotoğraflarını çektiklerini söyledi.

    Binlerce ekmek çöpe atılıyor
    Türkiye’nin şu ana kadar 200 milyon lira harcama yaptığı Suriyeli mülteciler, sunulan hizmetleri yeterli görmüyor. Çözüm bekleyen pekçok ekonomik sorunu olan Türkiye, milletinin hakkı olan büyük paraları Suriyeli mültecilere harcarken mültecilerin barındığı kamplarda her gün binlerce ekmeğin çöpe gittiği ortaya çıktı. Türkiye, Van depreminde mağdur olan kendi vatandaşlarına bile aylar sonra verebildiği konteynırları Suriyeli mülteciler daha Türkiye’ye gelmeden hazır hale getirdi. Buna rağmen kendilerine verilen konteynırları beğenmeyen bazı mülteciler konteynırlardaki ranzaları parçaladı.

    Suriyeliler Ceylanpınar çadırkentini beğenmedi
    Öte yandan ülkelerindeki iç karışıklıktan kaçarak Türkiye’ye sığınan ve Şanlıurfa’nın Ceylanpınar İlçesi’ne gönderilen bazı Suriyeliler, buradaki çadır kenti beğenmedi. Suriye sınırındaki Ceylanpınar ilçe merkezine 15 kilometre uzaklıktaki TİGEM arazisine gelen sığınmacılardan bazıları, çadır kentin yerleşim alanına uzak olması ve insandan arındırılmış bir bölge görünümü verdiği gerekçesiyle araçlardan inmedi. Güvenlik güçlerinin ikna çabalarına olumsuz yanıt veren bazı sığınmacılar, Hatay’da ve Kilis’te yakınları bulunduğunu ve bu kentlerdeki kamplara gitmek istediklerini söyledi. Direnen ve yerleşmek istemediğini söyleyen 50 civarında sığınmacı, çadır kentteki yetkililerin yaptığı görüşmelerin ardından geldikleri araçlar ile Hatay’ın Yayladığı İlçesi’ndeki kampa geri gönderildi.

    Mülteciler Türk polisi dövdü

    Yaklaşık olarak 10 bin Suriyeli mültecinin barındığı Kilis’te geçtiğimiz günlerde sığınmacılar tarafından bir polis memurunun feci şekilde dövüldüğü iddia edildi. Adının açıklanmasını istemeyen bir görgü tanığı dayak yiyen polis memurunun daha sonra amiri tarafından fırçaladığını söyledi. Aynı görgü tanığı önceki gün de bir Uzman Çavuş’u Suriyelilerin elinden zor kurtardıklarını açıkladı.
    Mesaj Haber
  • Darbecilere ve hırsızlara ayrı hukuk


    Türkiye’de yargının gücünün ve hızının farklı olaylarda farklı cereyan ettiğine dair örnekler öylesine artı ki bu konuda neredeyse bütün dünyaya rezil olmak üzereyiz. Hatta bu konuda AB cephesinden sert açıklamalara maruz kalabiliriz.
    Bir taraftan hırsızlıkla suçlanan, vatandaşın parasını alarak geri vermeyen, bunu farklı alanlarda kullanan ve binlerce kişiyi mağdur eden bir çeteye karşı başlatılan Almanya merkezli davanın Türkiye uzantısı. Bu davada savcılar değişiyor, haklarında suç duyurusunda bulunuluyor, suçlamanın içeriği değiştiriliyor, zanlılara aklanma yolu açılıyor.
    Diğer tarafta ise darbe ve Ergenekon üyesi olmakla suçlanan insanlar var. Bunlara karşı ise yargı adeta keskin kılıç gibi hareket ediyor, yargılanan ve hapse atılan insanların yargıçlar hakkındaki hiçbir şikâyeti dikkate alınmıyor, savcılar sıfır müsamaha ile çalışıyor.
    Darbe iddiası ile yargılananlarla hırsızlık iddiası ile yargılananlar arasındaki bu yargısal yaklaşım uçurumu, yeni Türkiye modelinin nasıl olacağını da ortaya koyuyor.
    Çifte standart, çifte hukuk, çifte yaklaşım; sonuç “bitkisel hayata girmiş bir yargı.”

    Türkiye’nin yeni ağası, Ali Ağa!
    Müteahhit Ali Ağaoğlu neredeyse her gün gündemde. Son olarak Habertürk’te “Ağa’ya beleş Milli Emlak’tan döndü” başlığıyla bir haber yayınlandı. 2-B yasasının çıkmasından sonra yapılan incelemede Tapu Kadastro’nun Ağaoğlu lehine yaptığı 20 bin dönümlük ölçüm hatası fark edildi ve Milli Emlak’ça geri alındı. Ağaoğlu ise haberdeki arazilerin kendisine ait olmadığını gösteren bir belge yayınladı. Bunun üzerine Habertürk o arazinin Ali Ağaoğlu tarafından bir ortak ile alındığının belgesini yayınladı.
    Neyse o onu yayınladı, bu şunu yayınladı değil mesele.
    Önüne belge gelen bir gazetecinin bunu yayınlaması çok doğal. Hele karşınızda “Ali Ağa” gibi bir adam varsa ve buna karşı böyle bir haber yapmışsanız e bravo yani!
    Bundan sonra ne mi oldu?
    “Rakip gazete” Hürriyet, hemen Ali Ağaoğlu’na bir muhabir gönderdi. (Hürriyet mi gönderdi, Ali Ağa mı çağırdı bilemeyiz!) Ali Ağa ile onun ne kadar mükemmel bir işadamı, ne kadar sevecen bir insan, ne kadar dürüst bir kişi olduğunu” anlatan mülakat yaptılar. Günlerce bu görüntüler yayınlandı Hürriyette. (Bunun bir “bedeli” var mıydı onu da bilemem!)
    “Mükemmel işadamı Ali Ağaoğlu(!)”, kentsel dönüşüm projesinde ellerinden arsaları alınan ailelilere “yeni binalardan bir daire sizin neyinize yetmiyor, alın oturun yerinize, aç gözlülük yapmayın, fazla daire istemeyin” diye akıl veriyor bu programda.
    Ağa’nın fazla kazanması için vatandaşın az kazanması lazım elbet!
    Neticede Ali Ağa, Trabzonludur, hemşerimdir. Ona bir tavsiye; medyada fazla atlayıp zıplamak, gazetecilere “o arsa benim değil ama satın alıp sana vereyim” diye hava atmak hiç hoş değil.
    Ne oldum değil ne olacağım demek lazım.
    Bu ülke Kastelli örneğini gördü.
    O da hemşerinizdi.
    Şimdi Karacahmet’te yatıyor.Mesaj Haber

Thursday, 26 April 2012

  • Türkiyenin prestiji ve İran

    0003xc53 İranlı yetkililer çok önemli bir haberle kameraların karşısında idi. ABD’nin istihbarat uçağını düşürdüklerini geçtiğimiz günlerde uçağın önünde verdikleri pozlarla basına duyuran İranlılar, şimdi de bu uçağın kodlarını çözdüklerini ve aynısını yapacaklarını açıkladılar. İran’ın, uçağın yazılım kodlarını çözmesi, teknolojide rakipsiz olduğunu her fırsatta dile getiren ABD’den daha ileri olduğunu göstermektedir. Müslüman bir ülkenin bunu başarması da bizim için ayrı bir gurur kaynağıdır. Matematik, astronomi, cebir gibi ilimlerin kaynağı İslam âlemidir. Bugün kullanılan harita ilminin temeli Müslümanlara aittir. Ancak Müslüman âlemi, son dönemde Batının oyunları ile teknikte hep geri kalmıştır. Para verilerek alınan hazır teknolojiler ise eski veya bozuktur. Hatırlanacaktır, İsrail’den yüksek bir meblağ ile satın aldığımız casus uçakların bozuk çıktığı basına yansımıştı. Ancak İran kaynaklı haber, demek ki Müslümanlar da teknolojide Batı ile yarışabilir hatta onları geçer dedirtmiştir. Öte yandan İran televizyonuna demeç veren Lübnanlı Prof. Muhsin Salih, “Türkiye’nin Suriye, Irak ve İran’la olan ilişkilerinde ABD, İsrail ve Batının rolünü düşünmek gerekir” demiştir. İran, Suriye ve Irak Türkiye’nin komşuları olduğu için bu ülkeler seçilmiş ama Türkiye yüzünü Doğuya dönerse Müslüman âlemin başı olarak yer alacağı koskoca bir dünya onu beklemektedir. Oysa yüzümüzü Batıya çevirmenin bize zerre faydası görülmemiştir. Yıllardır, kapısında bekletildiğimiz AB’ye giriş sürecinde yaşadıklarımız ortadadır. İç işlerimize karışılmasına neden olan talepler bir yana, bu kapıda bekletilme Türkiye’nin uluslararası prestijini de ciddi manada zedelemiştir. Şimdi de ABD adına ve İsrail yararına, komşular ile tarihi geçmişe dayalı birliktelikler sona erdirilmiştir. Yetkililerimiz, ABD karşıtı ülkelere “ABD ile aranızı iyi tutun” mesajları götürmektedir. Bu “taşıyıcı misyonu” ile Türkiye’nin uluslararası prestiji sizce ne noktadadır? Üstelik İranlı yetkililer de tıpkı Lübnanlı profesör gibi, Türkiye’nin başkaları adına hareket ettiğini her fırsatta dile getirmektedirler. Öyleyse, Türkiye uluslararası arenada icraatları ile geldiği noktayı iyi değerlendirmelidir. “Dosta güven düşmana korku salan”, “sömürülen halklar için büyük örnek” olan Türkiye Cumhuriyeti devleti son dönemde hakkında bahsi geçen imajı değiştirmek zorundadır. Çünkü tarihten gelen misyonu bu değildir. Türkiye, safını değiştirerek Suriye’nin yanında yer almaya başlarsa eski misyonuna geri dönecektir. Prof. Dr. Haydar Baş

gencturk

  • Visit gencturk's Xanga Site
    • Name: gencturk
    • Gender: Male
    • Member Since: 2/6/2008

Archives

Don't worry - your calendar is here… to see it in action just click "Save" above and refresh the page.

About Me

  • Eğer Gerçek Bir Milliyetçi Arıyorsan Sana PROF.DR.HAYDAR BAŞ yeter Eğer Gerçek Bir DİNDAR Arıyorsan sana PROF.DR.HAYDAR BAŞ yeter Eğer Gerçek Bir Atatürkçü Arıyorsan yine sana PROF. DR. HAYDAR BAŞ yeter AMMAAAA İKİYÜZLÜ SATILIK AMERİKAN UŞAĞI HAİN ARIYORSAN DİĞERLERİ SANA YETER Gencturk

Pulse

Chatboard (1)

  • gencturk
    tunalim330@gmail.com